Psikoloji
BEIJE Medikal Danışmanlık Konseyi üyesi Senem İnan’a yönelttiğimiz sorular & aldığımız cevaplar.
Sivilcelerimle oynayarak yara yapıyorum. Bu bazen istemsiz oluyor, bazen de bundan zevk alıyorum. Ama sonrasında pişman oluyorum ve oluşan yaralar yüzünden özgüvenimi kaybediyorum. Ne yapmalıyım?
Cildin aşırı derecede yolunması veya koparılmasıyla kendine zarar verme davranışına “dermatilomoni” denir. Kendini sürekli kaşımak, çimdiklemek, ısırmak ya da sivilcelerle oynamak gibi kontrol edilemeyen davranışlarla örneklendirilebilir. Tekrarlayan cilt yolma davranışı, zaman içerisinde kişide utanma ve suçluluk duygularına veya içe kapanmaya yol açabilir.
Deri yolma bozukluğu OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluklar) altında değerlendirilir. Bu bozuklukların sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Kimi zaman hormon dalgalanmaları ile birlikte (örneğin regl dönemlerinde) cilt yolma davranışı şiddetlenebilir. Bu tip vakalarda genetik bileşenlerin etkisinin de oldukça yüksek olduğunu unutmamak gerekir.
Bu durum genellikle şu iki ana olaydan birinin veya ikisinin ardından başlar:
Bir enfeksiyon veya yara; iyileşirken kabuk bağlar ve kaşınmaya başlar. Kaşıntı, kişinin deriyi yolmasına neden olur. Yara veya lezyon tekrar iyileşmeye başlayınca başka bir kabuk yaratır. Bu da yolma döngüsünü başlatır.
Yolma davranışı, stres zamanı boyunca stres atma alışkanlığıdır. Cilt yolmanın verdiği tekrarlı etki ve kontrol, kontrol edilemeyen diğer olaylara yönelik bir rahatlama sağlayabilir.
Dermatilomanisi olan her beş kişiden birinin tedaviyi aradığı düşünülmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi veya Kabul ve Taahhüt Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy), dermatilomani semptomlarını azaltmaya yardımcı olacaktır.
Uzun süredir tırnak yeme problemim var. Oje sürdüğüm zaman bu davranışımı kısmen engelleyebiliyorum ama sürekli de oje süremiyorum. Ne yapabilirim?
Yetişkinlerde görülen tırnak yeme, tıp dilinde “onikofaji” olarak tanımlanır ve dürtü kontrol bozuklukları arasında yer alır. Kişinin yaşadığı gerilim, kaygı, üzüntü, korku, öfke ve sıkıntı gibi duygular, tırnak yeme davranışına neden olabilir. Kişinin sosyal ve fiziksel çevresindeki ani değişimler, kendini güvensiz hissetmesine yol açmış olabilir. Kişi, bu durumla tırnak yiyerek baş edebiliyor olabilir.
Can sıkıntısı, kaygı ve stres gibi duygusal ve fiziksel tetikleyicilerin ortadan kaldırılması, tırnakların kısa tutulması veya düzenli manikür yaptırılması, tırnak yeme alışkanlığının bırakılmasında faydalı olabilir. Tüm bunlara rağmen tırnak yeme alışkanlığı devam ediyorsa, bilişsel ve davranışsal terapi yaklaşımları ile tırnak yeme alışkanlığı tedavi edilebilir.
Hormon düzensizliği durumunda kullanılan ilaçları antidepresanlarla kullanmak sorun yaratır mı?
Bir kadının regli ve hormon dengesi beyinden yönetilir. Doğum kontrol hapı ile zihin sağlığı arasındaki bağlantının en karmaşık yanı da her kadının bu yönteme farklı tepki göstermesidir. Bazı kadınların hormonal ilaçlara verdikleri tepkiler aşırı duyarlı seyrederken, diğerlerinde doğum kontrol hapının herhangi bir psikolojik etkisi olmayabilir.
Hormon ilacı kullandığınız durumlarda, ruh ve beden sağlığını korumak açısından hekime başvurmanız tavsiye edilmektedir. Antidepresana başlamadan önce hem psikiyatristinize hem de jinekoloğunuza kullandığınız tüm ilaçları, vitaminleri, bitkisel takviyeleri ya da spor için kullandığınız besin desteklerini söyleyin. Doktorunuz ile görüşmeden kesinlikle herhangi bir reçeteli ilaç veya bitkisel destek kullanmayın.
Polikistik Over Sendromu’nun (PKOS) anksiyete ve depresyon ile bağlantısını merak ediyorum. PKOS ile yaşayan kadınların, PKOS ile yaşamayan kadınlara kıyasla depresyon ve anksiyete deneyimleme ihtimalinin daha yüksek olduğunu anlatan bir bilimsel çalışma okumuştum. Bu ne kadar doğru?
Depresyon; keyifsizlik, durgunluk, hayattan zevk alamama, unutkanlık, dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, umutsuzluk, suçluluk, cinsel isteksizlik, unutkanlık gibi belirtilerle ve bazen de baş ağrısı, mide şikayetleri, uykusuzluk, iştah değişikliği, regl düzeninde değişiklik gibi fiziksel belirtilerle kendisini gösterebilmektedir.
Polikistik Over Sendromu hastalarında depresyon ve anksiyete normal popülasyona göre daha fazla görülmektedir. Polikistik Over Sendromu’nun kesin nedeni bilinmemekle birlikte, yapılan araştırmalar, hastalığın ortaya çıkmasında birden fazla etkenin bulunduğunu göstermektedir (genetik sebepler ve insülin direnci gibi).
Ayrıca PKOS’de görülen tüylenme artışı, sivilcelenme, saç dökülmesi, regl düzensizliği ve hamile kalmakta zorlanma gibi sadece ruhsal dünyayı değil, kişinin yaşayış şeklini ve kişilerarası ilişkilerini etkileyen durumlar da psikolojik sıkıntılara yol açabilmektedir. Bu da kişileri genellikle içe kapanmaya iterek, toplumdan uzaklaşmalarına neden olabilmektedir.
Ayrıca erkeklik hormonlarının (testosteron) fazla miktarda üretilmesi ve fazla miktarda üretilen erkeklik hormonlarının cinsel isteği (libido) belirleyen dihidrotestosteron hormonuna dönüşmesi sonucunda, cinsel istek artışı ile birlikte agresif, saldırgan, gergin, sinirli, öfkeli davranış özellikleri ve uyku bozuklukları görülebilmektedir.
Polikistik Over Sendromu’nun tedaviyle kontrol altına alınmasıyla birlikte psikolojik sorunlar genellikle düzelebilmektedir. Polikistik Over Sendromu’ndan bağımsız olarak var olan psikolojik sorunlar da bu tedaviden olumlu yönde etkilenebilirler. Yaşanan sorunların çözümlenmesine yönelik alınacak profesyonel bir psikolojik yardım ve PKOS tedavisi, kişiye bir bütün halinde fayda sağlar.
Doktor korkumu yenemiyorum. Örneğin dişim çok ağrısa bile doktora gidemiyorum. Kendime kızıyorum ama korkularıma engel olamıyorum. Korkularımın üzerine nasıl gidebilirim?
Hepimizin bu hayatta çeşitli korkuları var. Birçoğu klinik boyuta ulaşacak kadar ileri düzeyleri bulabiliyor. Bu gibi korkularımız da özgül fobi olarak nitelendiriliyor. Hayati problemlere yol açabilecek en yaygın korkulardan biri de doktor fobisi.
Özgül fobilerle ilgili en önemli sorunların başında, birçok hasta ve ailenin bu sorunu hastalık olarak görmemeleri ve bu nedenle yardım aramamaları geliyor. Bazen de kişi yardım aramak istediği halde korkusu nedeniyle yardım arayamıyor. Bir başka sorun ise, kimi doktor ve psikologların bu sorunlarla başvuran kişilere bu sorunu “kafaya takılmayacak bir şey”, “kişilik yapısı” “huy” vb. olarak tanımlamasıdır.
Ancak özgül fobilerin birçoğu, nispeten kısa sürede ve kalıcı olarak düzeltilebilir. Bu nedenle kendinizde veya çevrenizde gördüğünüz “mantıksız” korkular nedeniyle bir psikiyatri uzmanına veya klinik psikoloğa başvurmanız yararlı olacaktır.
Trikotilomani tamamen ortadan kaldırılabilir mi?
Trikotilomani, kişinin kontrol edemediği zorlantıları nedeniyle kendi saçını veya tüylerini yolduğu psikiyatrik bir bozukluktur. Bu vakalarda genellikle saç, kirpik, kaş, sakal ve bedenin çeşitli bölgelerinden tüy yolma eğilimi görülmektedir. Bazen koparılan tüy veya saçın yenmesi ile mide ve bağırsak problemleri de görülür.
Trikotilomaninin öğrenilmiş bir stresle başa çıkma yolu olduğu düşünülmektedir. Nörolojik ve biyolojik çalışmalar, genetik yatkınlığa ve nörotransmiterlerdeki dengesizliğe de dikkat çekmektedir.
Ailenin diğer üyelerinde de görülmesi ve/veya genetik faktörler, trikotilomaninin ortaya çıkma olasılığını artırabilir. Durum, genellikle 6 ile 13 yaşları arasında görülmeye başlar. Kadınlarda, erkeklere oranla görülme olasılığının dört kat daha fazla olduğu düşünülmektedir.
Bilişsel davranışçı terapi, trikotilomani vakalarında uygulanan ana tedavi yaklaşımlarından biridir. Ayrıca uzman tarafından tasarlanan tedavi programı, ilaç tedavisini de kapsayabilir ve böyle durumlarda çok yoğun dürtüleri frenlemeye yardımcı olabilecek antipsikotik ve antidepresan ilaçlara başvurulabilir. Psikoterapi yöntemi ile hasta ilk önce yaşadığı belirtileri ve trikotilomaniyi tetikleyen etmenlerin neler olduğunu öğrenir. Gevşeme teknikleri hakkında da bilgilenen kişi, saç çekme dürtüsü ortaya çıktığında başvurmak üzere farklı yöntemler geliştirebilir.
Bir kadın olarak özgüvenimi nasıl kazanabilirim, özellikle cinsel konularda nasıl kendime güvenebilirim?
Cinsel terapistlere göre, kaliteli ve uyumlu bir cinsel hayat, kişinin özgüveninde saklıdır. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için “cinsel özgüvenin” gerekli olduğunu savunurlar. Özgüven için ise kişisel sorumluluk almak şarttır çünkü birey ancak kendinin, yakınlarının ve hayatının sorumluluğunu aldıkça özgüvenini inşa eder. Hayattan ne istediğini bilen, kendi yaşamına hakim, yaptıklarının sorumluluğunu alabilen ve çevresinin farkına varabilen kişiler özgüvenlerini daha kolay inşa edebilirler.
Peki özgüven, cinselliği nasıl etkiler?
Cinsellik hakkında yeterince bilgi sahibi olmamak kadar, yanlış bilgi sahibi olmak da kişilerin özgüvenini olumsuz yönde etkileyebilir. Kadın ve erkek bedenini yeterince tanımayan, kendisinin ve partnerinin ihtiyaçlarını tam olarak bilmeyen, bunları utanma duygusu nedeniyle soramayan ya da kendi ihtiyaçlarını söyleyemeyen kişiler, partnerleriyle birlikte cinsel doyuma ulaşmakta zorlanabilir. Performans endişesi yani “başaramama” korkusu, sonuca odaklanıp anın tadını çıkaramama, yeterince sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin olamama, partnere karşı güven eksikliği, terk edilme korkusu, vücudunun bazı bölümlerini çirkin bulma gibi durumlar da cinsellikten haz almanın önüne geçebilir.
Peki özgüven nasıl inşa edilir?
Güçlü bir özgüvenin iki anahtarı vardır: Birincisi, kendiniz hakkında sağlıklı düşünmeyi öğrenmek. İkincisi ise ne istediğinizi görmek ve istediğinizi elde etmek için peşinden gitmektir, yani bir şeylerin olmasını sağlamaktır. Kısacası, güçlü bir özgüven inşa etmenin yolu, önce kendi hayatınızı inşa etmekten geçer.
Bir psikolojik danışmana gidip sorunun tam olarak ne olduğunu anlatamamaktan, yanlış anlatmaktan ya da daha kötüsü, tedavi sürecinde kendimle ilgili çok büyük bir sorunla yüzleşmekten ve sorunlarımın üstesinden gelememekten korkuyorum. Ne yapmamı önerirsiniz?
Bu soruya Hümanist Psikoloji’nin kurucularından Carl Rogers’dan bir alıntıyla birlikte cevap vermek istiyorum.
“Psikolojik danışmanlık ve psikoterapi, bireylerin kendi başlarına çözmekte zorlandıkları; sıkışmış, umutsuz, kaygılı, yorgun ve hatta çaresiz hissettikleri hayat süreçlerinde destek alabilecekleri bir sistemdir. Hedef, bireyin hayat tatminini, ilişkilerinin kalitesini, güvenini ve işlevselliğini artırmasına destek olmaktır.”
Bireysel psikolojik danışmanlık, bireylerin sorunu her ne olursa olsun, her koşulda pozitif bir bakış açısıyla dinlenecekleri; yargılanmadan, gerçekten anlaşılmak için doğru sorular ile karşılaştıkları bir alan sağlar. Terapistle deneyimlenen bu pozitif ilişki, danışanın güvenli olduğu ve kabul edildiği bir ortamda kendisini keşfetmesini sağlar ve gerekli gördüğü değişiklikleri hayata geçirebilmesi için bir farkındalık ve destek sistemi oluşturur. Kişi, kabul gördüğü bir ortamda kendini tüm özellikleriyle fark eder, kabul eder ve değişimi benimser.
Yetişkin ve aile terapisti Sandy Hotchkiss, mesleğine dair yaptığı bir yorumda şu cümleleri kullanmıştır:
“Tedavi ettiğim hastalarımın büyük bir çoğunluğu, terapi sürecinde karşılaştıkları manzaralara inanamamışlardır. Çünkü hiç bitmeyecek, asla geçmeyecek gibi görünen kırılganlıklara dair savunma döngüleri geliştirip, kendilerini öylesine kaptırmışlardır ki, hiçbir yardımın fayda etmeyeceğine ikna olmuşlardır. Oysa ki mucize, suyun üzerinde yürümek değildir. Mucize, yeşillikler içindeki toprak üzerinde yürümek, içinde bulunduğun anı derinden yaşamak ve gerçekten hayatta olduğunu hissetmektir. Bütün gizemleri ve harikalarıyla kişinin kendi benliğini bulma, ona dokunma, onu keşfetme, tadını çıkarma, anlama ve onurlandırma şansını hediye etmek ise kendi elindedir.”
Dünyaca zor günlerden geçtiğimiz bugünlerde, işsizlik sebebiyle çoğu insan depresif ve isteksiz bir şekilde hayatına devam ediyor. Bu dönemde motivasyonumuzu nasıl artırabilir ve hayata yeniden nasıl sarılabiliriz?
Korku, üzüntü ve öfke gibi olumsuz duygular, hayatın temel birer parçasıdır ve onlarla etkili bir şekilde başa çıkmak için hepimiz mücadele veririz. Hissettiğimiz olumsuz duygularla hemen harekete geçme fikri cazip görünse de, bu durum olumsuz hissettiren asıl sorunu çoğu zaman çözmez. Hatta ileriki süreçlerde daha da fazla sorun yaşamamıza neden olabilir.
Olumsuz duygularımızla başa çıkmak için bilinçli veya bilinçdışı bazı yöntemleri hepimiz kullanırız. Ancak bugüne kadar olumsuz duygularla baş etmeye çalışırken sağlıksız yollar seçmiş olabilirsiniz. İyi haber şu ki, aslında herkes biraz pratikle, olumsuz duygularıyla sağlıklı şekilde başa çıkabilir.
Olumsuz duyguları her hissettiğinizde, aşağıdaki 4 adımı uygulayabilirsiniz. Buna aynı zamanda “anda farkındalık yaratma pratiği” diyoruz.
Durakla – Kabul Et – Düşün – Yardım Et
Adım 1: Duraklayın
Bu adım önemlidir. Duygularınızla derhal harekete geçmek yerine, duraklayın. Gerekirse 100'e kadar sayın veya alfabeyi geriye doğru söyleyin. Sonrasında, size olumsuz hissettiren olayı/durumu tekrar gözden geçirin.
Adım 2: Hissettiklerinizi kabul edin
Mesela, kızgın ya da üzgün müsünüz? Birinin size yaptıklarından dolayı incindiniz mi? Hissettiğiniz her neyse, bu şekilde hissetmenizin doğal ve olağan olduğunu fark edip kabul edin.
Adım 3: Düşünün
Şimdi tam olarak ne hissettiğinizi anlamak için birkaç dakikanızı ayırın ve kendinizi nasıl daha iyi hissedebileceğinizi düşünün.
Adım 4: Yardım edin
Kendinizi iyi hissettirecek şeyi yapmak, yani kendinize yardım etmek için harekete geçin.
Peki kendimize yardım etmenin yolları neler olabilir?
Esneme pratikleri, nefes çalışmaları, yoga akışları, düzenli yürüyüşler, meditasyon, doğa ile temas etmek, beslenme alışkanlıklarını beden ve zihin sağlığı için faydalı bir hale getirmek, duygu durumunu olumsuz etkileyen dış kaynaklarla araya mesafe koymak gibi öz şefkat çalışmalarını deneyebilirsiniz.
Bipolar bozukluğa sahibim ve bir psikiyatristten destek alıyorum ancak yetersiz kaldığını hissediyorum. Mevcut tedavime ek olarak, iyi hissetmek için başka neler yapabilirim?
Ruh ve beden sağlığınız bir bütündür. Pek çok ruhsal belirti bedensel bir hastalığa, pek çok bedensel belirti de ruhsal bir hastalığa işaret edebilir. Bedensel rahatsızlıklar gibi, ruhsal rahatsızlıkların tanısı da sadece hekimler tarafından konulabilir ve tedavisi hekim tarafından ya da hekim kontrolu altında yapılabilir.
Bipolar bozukluk gibi ruhsal rahatsızlıkların çoğu, ilaç tedavisi gibi biyolojik tedaviler ve/veya psikoterapi yöntemleri ile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Psikoterapi de tıbbi bir müdahaledir, ancak psikiyatri hekiminiz tarafından veya onun yönlendirmesiyle bir klinik psikolog tarafından yapılabilir. Dolayısıyla ruhsal durumunuza uygun olan tedavi şekline sizinle birlikte psikiyatri hekiminiz karar vermelidir.
Ortada hiçbir sebep yokken, içimi sıkıntı ve sinir kaplıyor. Doktorumun verdiği antidepresan, sıkıntılarımın yalnızca sıklığını ve şiddetini azalttı ancak kesin çözüm olmadı. Zaman zaman nefes almakta güçlük çekiyorum. İlaçla birlikte yapabileceğim başka şeyler var mı?
Kişinin öz kaynaklarını kullanarak sıkıntı yaratan durumlarla başa çıkabilmesine yardımcı olacak becerileri kazandırmak psikoterapinin hedefidir. Psikoterapi, terapist ve danışanın birlikte çalışarak saptadığı hedeflere ulaşmak ve “değişim” yaratabilmek için seanslar sırasında öğrenilenleri seanslar arasında danışanın uygulamaya geçirmesini amaçlar. Seans içinde terapistten öğrenilen bilgilerin beceriye dönüştürülebilmesi için danışan, uygulamalı “ev ödevleri” ya da egzersizlerden faydalanabilir. Dolayısıyla, ilaç tedavisinin yanında terapi seanslarına da devam edilmesi önemlidir.